Eskiden benim canımı yakan şeylerin eskisi kadar canımı acıtmadığını, acıtamayacağını farkettim.Olaylara karşı tepkilerim,herşey bian değişti...Daha katıyım artık.Şaşırmıyorum mesela.Hayattaki en büyük korkumdu kaybetme korkusu! Peki ya şimdi sorsanız? Ben içimdeki canımı, oğlumu kaybetmişim sizce ondan ötesini kaybetmekten korkarmıyım...Daha güçlü, daha katı ve daha kaderciyim artık.Yaşadığımız çok şey biz kendimizi ne kadar paralasakta yine aynı noktaya varıyor. Bizse o neden ve sonuç arasında kalan zamanda harcanıp gidiyoruz. Artık akışına bıraktım hayatı...Bu benim gibi kontrol meraklısı, garantici bi insan için çok büyük bi adım.
Çok yol aldık. Şu an yanımda benim yazmamı engellemek için masaya tırmanan bir bıdık var.Bu güzel sebepten yazamıyorum uzun zamandır.Evimizde bir hafta sonu...Bozcaadadan aldığım ada esintisi kahvemi aldım masaya,mutfakta hafta sonu tembelliği ile hazırladığımız atıştırmalıklardan kalma bulaşıklar,yerde ayağıma takılan oyuncaklar...kulağımda neşeli ayaklar çizgi filmine ait diyaloglar. Üzerime doğru tırmanan bebeğimi babasına verdim.”Onu biraz oyalar mısın? Benim kalemimi istiyor.Çekmecede ona ait olanları ver.Hayır! O çekmece değil odasındaki !” Evdeki kaos hiç bu kadar keyifli olmamıştı.Evet bazen söylendiğim zamanlar oluyor ama aslında bu biraz şımarıklık. Kahvemden bir yudum alıp başlıyorum yazmaya...Oğlumla öyle hızlı yol alıyoruz ki günden güne hafta hafta herşey çok hızlı değişiyor.En keyifli zamanlar ise onun bana tepki vermesiyle başladı.Aldığımız yolu cümlelere sığdırmak öyle zor ki kelimeler yeterli gelmiyor.Bazen en basit anlar en gerçek ve en duygusal.Kendime onunla ya...
Yorumlar
Yorum Gönder